Home revue || dergi || review écrit

[Geceydi.]

47
0
033-1yo-guncanalper-geceydi
Geceydi. Her zaman olduğu gibi. Karşısına dikilmiş, gülümseyerek sorduğum sorunun, az çok tahmin ettiğim cevabını bekliyordum. O ise sadece susuyordu. Yabancısı olduğumuz bir şey değildi bu. Eski zamanlarda, gençlik yıllarımda, bir soruya haftalarca cevap vermediğimiz olurdu. Haftalarca karşılıklı bakışır, utanır, sıkılır ama sadece susardık. Fakat eski eskide kalmıştı. Şimdiyi eskitmenin yolunu bulmalıydık bir an önce. Ne kadar süre sustu hatırlamıyorum.  Küçük bir hamleyle başını doğrulttu. Derin bir nefes aldı önce. Gözlerini kırptı. « An » diye tabir ettiğimiz zaman algısının değiştiğini, daraldığını hissediyordum. Kurmalı saatimin, yaklaşmakta olan güz rüzgarının,  o an yoldan geçmekte olan arabaların sesini, aynı anda algılayabiliyordum. Gözlerini açıp, aniden :
–  Bunu istemiyorum şimdi.
…           
Böyle zamanlarda ne yapılır, hangi resmi daireye ne ile başvurulur bilmiyordum. Tek yaptığım evin içinde ordan oraya yürüyüp düşündüğümü sanmaktı. Düşündüğümü sandığım tek şey ise, neden « öyle » düşünmüş olduğumdu. Ne, neden hissettirmişti bunu bana. Ne hakkım vardı ya da.  Kurmayı unuttuğum saatim durmuştu. Bu, bir sinir bozukluğu yaratmadı bende. Aksine, hoşuma bile gitti. Henüz birkaç gün önce, tıkırtılarıyla bana zamanı hissettiren saat durmuştu. Demek ki birkaç gün önce o gün, zaman akmalıydı. Bir şeylerin yaşanması gerekmeliydi. Yaşanmadı, ya da hiç gerekmedi. Önemi yok. Görkemli bir törenle terkedilmiştim, yine. Hem de neredeyse on yıldır bana ait olduğunu sandığım güzel bir kadın tarafından. Sanmıştım. Birkaç gündür de sanmak fiilinin kökeni üzerinde duruyordum. Düşük tirajlı bir gazetenin kuponla verdiği ansiklopediye göre, « sanmak » duygusu kalbe, sevgi’nin içinde gizlice giriyordu. Bünye hemen bunun farkına varıyor, ama hoşuna gittiği için bir şey yapmıyordu. Sandığını farkeden ama buna rağmen inat eden kalp, bir süre sonra, kendi kendini bu « sanmak » duygusuna teslim ediyor, sahibine ise, işin aslında hiç böyle olmadığını, sadece sanıyor olduğunu unutturuyordu.  Galiba böyle bir rahatsızlığa yakalanmıştım. Ansiklopedilerin ve televizyonda gündüz programlarına çıkan profesörlerin bu konuda bir tedavi yöntemi önermiyor oluşu, beni iyice umutsuzluğa gömmüştü.
Bir süre sonra, buna da alışamadım. Şükür ki sadece  -bana ait olduğunu- sanmıştım. Çünkü onu sevdiğimden neredeyse emindim. Aradan uzun yıllar geçti. İşimi bıraktım. Patronum Fikret bey, düşünmekten işime yoğunlaşamadığımı anlamış olacak ki, bana işi bırakmamı tavsiye etti. Sağolsun, beni kovabilirdi de. Hem artık « sanmak » oluşunu düşünmek için daha çok vaktim vardı. Metropolde yaşıyordum ve o, her an karşıma çıkabilirdi. Acaba geri döner miydi ? O da sanmış olabilir miydi ? Neyi ?
Gündüzleri çuvala soktum. Sadece gecelerle yaşamaya başladım. Gece giden, gece gelir. Bu şehir onu yağmurla karşıladı. O günden beri bir daha yağmur yağmadığına göre, henüz gitmemiş olabilir.  Yarın Cuma, belki sırf yarın Cuma olduğu için geri dönebilir.  Ben ölürsem…
Söylemek istediklerim bu kadar. Teşekkür ederim.