Home revue || dergi || review écrit çıkış

çıkış

29
0

iyi ki geldim, dedi kendine. yaşam telaşı içinde görünmeyen bir güz daha geçirmiş olacaktı, o akşam oraya gitmese. her ne kadar güzü düşündüğü yok… gitmeyi tasarlarken, giderken ve vardığında da. vardığında, kendine kızmakla meşguldü. günü, evden dönmemek üzere çıkan birinin geçirmeyeceği şekilde geçirmişti. ne yanına yedek  giysi-kitap almış ne de akşam kalacağı yeri hesaplamıştı. bir de… neyse! ilaçları alsaymış bari.

 

iş çıkışı onu kapıda bekler bulacağını umuyordu. gene de bir tarafı biliyordu beklenmediğini, akşam dönmeyeceğini söylememişti ki. gelmemesine içerlemesi, gelmesini istemesinden değil kendinin eve gitmeyeceğini kestirememesindendi.  yoksa, olsa burada ne değişecekti? biraz daha mı sürecek ilişki, azap biraz daha…

 

kitabın son satırlarını okurken, yaprak yağmuru çekmişti ilgisini.

 

iyi ki gelmişim, dedi. yalnız güzü yakaladığı için değil. öksürüyor, öksürüğünü kağıt mendile tükürdü, iyice pörsümüş mendili küllüğe bıraktı. işte rahatlık. alışkanlığın dizgesini kırmanın kısa süreli ferahlığı. eninde sonunda ne yapıp  eder alışkanlık ediniriz. onlarsız olmaz. her şeye bir yer bulur, o yerindeliğin içindeki yerimizi yadırgarız. yaratmayan, değiştirmeyen insanın en sevdiği şikayet hakkı için bir ömür çabalarız. şikayet ettiğimiz ölçüde varlık kazanırız. şikayetimizin önemi ölçüsünde değerliyizdir. toplumsal algıyı değiştiremedikçe tek yol kalıyor, bireyin gerçekleştirebileceği tek eylem: kaçmak. her kaçmaysa kaçınılmaz bir yenilgiyle son bul…

 

hâlâ kararsız-yürürken terlemiş ürperiyor- nereye gitse. sezon sonu, sezonda bile dolmayan pansiyonlarda yer çoktur.

 

bir yıl kadar önce, şehre geldiği zamankine benzer ruh hâli: kaybedecek şeyi olmamanın rahatlığı.

 

serinlik gittikçe artıyor. sevilmeyenin dokunuşu tadında. başka zaman olsa, serinlikten rahatsız olmaz.

 

ertelemenin lüzumu yok. ilk baktığı pansiyon pis. ikinci ve üçüncüde tek kişilik oda yok. dördüncüde hamamböcekleri karşılıyor. beşincinin ağzı laf yapan bir sahibi ve nevresimi lekeli, pis bir yatağı var. altıncının sahibi yoldan çeviriyor, beşinciden çıkarken. odayı gösteriyor. çift kişilik odayı tek kişilik oda fiyatına kiralıyor.

 

boğazı kurumuş çatallı çıkıyor sesi. az önce oturduğu bahçeye dönüyor masa, sandalyeler toplanırken.. oturabilirsiniz, diyor garson. yarım saati geçer toplanmamız. çok oturmuyor, çıkarken arıyor -mesaj göndermişti, mesajlara bakmaz ki- gelmeyeceğini söylüyor. ses sesler içinde geliyor, belli ki içki sofrasının ilk kadehlerinin sakinliğinden.

 

gidip bir başka yere oturuyor. çay taze, kaçak çay. yılışık garson bir şey katmış olabilir mi? doğulu aksanı, dışlanmışlığın ölçüsüz samimiyetinden başka şey katmamış: çayı bırakırken oyalanmıyor gereksiz sorular ya da imâlarla tünel kazmaya çalışmıyor. çay bitiyor, gene üşüyor.

 

içki içmek istiyor canı. evet rakı.

 

diş fırçasını alsaymış bari. ne çok şeye ihtiyacı var insanın yirmidört saati geçirmek için: sabun, diş macunu, temiz çamaşır, yemek, ilaç, uyku, yalnızlık, sevişmek… sting çalıyor. iyi müzik, barınak, iş, boş vakit…

 

karınca gibi çalışmak gerekiyor bunlar için.

 

yıkanmak için tüm gününü pis bir işe bulamak gerekiyor.  günün sonunda bedenini sabunlayıp kirli zihnini uykunun-uykusuzluğun sunağına bırakmak, kimi içkiden medet ummak.  yetmez. günü satıp kirlendikten sonra; geceyi, sana kalan yegane zamanı da uyku, sevilmeyi bekleyen kişi, tecavüze uğramış günün sıkıntısına bölüştürmen; üstelik kadınsan müşfik erkeksen güçlü görünmen gerekiyor.

 

gene sting.

 

bildik bira tadı bildik yalnızlığın tadına ekleniyor.