Home revue || dergi || review écrit maça kızı*

maça kızı*

45
0
027-queen-of-spades-macakizi-ayhanunluA

 

tutucudur iskambilde sinek serisi

Sinek Papazı’nı düşününce mesela

marka olarak Eyüp Sabri Tuncer  ya da

Hacı Şakir Komili gelir aklıma,

sıkıcıdır ama, ne aldığınızı bilirsiniz

şaşırtmaz sizi marka,

 

bir tür Hacı yağı

ya da

gül suyu kokusu sinmiştir sanki

sinek serisine

 

bayram sabahı el öper

sonra teraviye giderler,

şeker bayramı şeker bayramı kokarlar hep

 

ve nedense Erbakan,

Recai Kutan gibi

tiz bir ses tonuyla konuşur

serinin erkekleri,

 

dikkatinizi çekerim

eski oyun kağıtlarından

bahsediyoruz,

Recep Tayyip, farklıdır

bu bağlamda

 

o,

şu yeni ve parlak oyun kağıtlarının

Sinek Valesi bence

bakmayın siz

Kasımpaşalı tavır

ve tafralara,

oldukça mülayimdir aslında,

elbette blöf de yapılıp

Kasımpaşalılık taslanacak

kumar masasında

 

hele Sinek Ası ve

Papazı’nı da almışsa yanına,

Maça Papazı dahi

kaçacak delik arar karşısında

 

Fethullah, bence Sineğin Ası

Abdullah’sa Papazı

yeni oyun kartlarının ama

 

Erbakan dese de kimileri

eski Sinek Asına,

o karizma yok bence Hoca’da,

Said-i Nusri ’dir Sineğin eski Ası

Hocaysa Papazı

 

Sinek Kızı

namazında, niyazında ….

Karo Beyi’ne kırıtırken filan

göremezsiniz onu asla,

çok güzel Kandil simidi yapardı Babaannesi,

kadersizdi ama kız

simitçi Babaannesi gibi

 

99’luk tesbihiyle Babaanne,

köşede oturmuş mırıldanırken Subhaneke

ibrik, komili sabun, peşkir ve leğen

her akşam ılık suyla

Baba ayağı yıkadı genç kızlığında ….

 

zamanı geldi, istediler

Allah izni, Peygamber kavliyle verildi

içkisi kumarı olmayan

uzaktan akraba, sivilceli bir oğlana

 

İstikbal’den döşedi evi oğlan

kasvetli ve ağır bir yatak odasında

saten kaplama yorgan altında,

iki rekattan sonra verdi kızlığını,

sivilceli oğlana

 

sorgulamadan yaşadı hep hayatı

ve asla sevişmedi aydınlıkta

 

öyle feminizm filan

hak getire,

yeni ve parlak kağıtların

Sinek Kızı’ydı

dindar feministler

 

işvebaz ve oyunbazdır

Kupa Serisi

biraz eski İstanbul,

İznik,

hatta Bizans …

 

Prens Sebahattin’e

Jön Türklere uzanır kökleri

 

marka sorarsanız Vitray derim

Eczacıbaşı derim ben,

her türlü Bizans oyunu

bir İstanbul bey’fendisi/ han’fendisi

zerafetiyle konur sahneye

 

büyülü bir dünyadır,

pespembe değil kesinlikle

ama pembe,

her şeyin mantıklı ve zarif

bir açıklaması var bunlarda,

 

sevgi doludurlar

ülkelerini severler,

halklarını severler

 

aşırı derece barışıktırlar

kendileriyle

ve hissettirirler bunu da size

üstelik,

kakmadan başınıza görgüsüzce

 

dünyayı ve yaşamayı severler

ve hatta

sizi bile severler,

gözlerinden anlarsınız bunu

 

sonra;

bir de bakarsınız ki

yine onlar kazanmış

 

oyun oynamaya gelmez

anlayamazsınız bile ne olduğunu

hep pozitiflerdir

hep kazanırlar,

öyle zarif kaybedersiniz ki

şikayet bile edemezsiniz

 

eski kağıtların

Kupa Kızı

boğazda bir yalının

Valide Sultanı sanki,

o dönemleri kaçırmıştır ama

özenir ona

 

denize rağmen

anlaşılmaz bir vanilya kokusu hep yalıda

 

Babaanne’siyse Kupa Kızı’nın

Demirhindi şerbeti yapmayı da

Lakerda basmayı da bilirdi

usulünce,

turşu kurmadı asla

ama kurdurdu her yıl, hizmetlilere….

 

yeni serinin kupa kızı ise

hay Allah nasıl söylesem

sanki daha bir Ajda Pekkan,

yok yok

kötü kopya bir Picasso kadını

taklit bir garplılık var bu kızda

hem bize ait, hem değil

yaman çelişki

yaşadığı

 

esefle kınarım

Kupa Papazı’na Rıfkı diyeni

benim için Kupa Papazı, Hulusi Kentmen!

tonton, babacan

pembe pamuk şekeri,

çayı porselen fincanda içip

kesme şekeri kaseden

maşayla alan tip

 

Kupa Valesi derseniz,

her genç kızın rüyası

dönüp bakmaz bile Sinek Kızı’na

Karo Kızıysa;

hep bir numara küçük gelir ona

sınıf farkı malum,

evliliğini

bir Kupa Kızıyla yapması şartıyla

mazur görülmeliydi

yaşadığı gönül maceraları

Maça Kızı’yla

 

Karo Serisi derseniz

Kadro Hareketi gibi gelir bu seri bana

eski kart

yeni kart farketmez

 

Ahmet Mitat Efendi

belki de Namık Kemal’dir

dedesi Karo Papazı’nın

hani şu Vatan yahut Silistre Kemal,

İngiliz mandacılarının söylentisidir o fıkralar,

aldırmayın onlara

 

Karo Papazı ise bütün ağırlıklarıyla

Fevzi Çakmak ya da Hüseyin Rauf Orbay

hiç bir zaman gerçek ağırlıklarını

koyamamışlarsa da ortaya

olsun,

bir kenara da itilemezler

köylüye çiftçi diyen bunlardır

dostuysa Çiftçi’nin,

Ziraat Bankası  bunlara göre

 

Karo Papazı’nın

yeni ve parlak kağıtlardaki versiyonu

daha işlevsel oldu yakın tarihimizde

biraz İlhan Selçuk,

biraz da Hıfzı Veldet var

bu modern Karo Papazı’nda

 

Eski Karo Beyi ise

‘’ Adamların ‘’ yazarı

Şevket Süreyya,

 

Valesiyse Karo’nun

Doğan Avcıoğlu’nu

ve Türkiye’nin Düzeni’ni

anımsatır bana,

ülkenin

makus talihini yenmek için

Valenin yeni kağıtlardaki binlerce versiyonu

idealist kaymakam rolünde yollandı

daha sonraları Anadolu’ya,

Askeri Erkân’la bir olup

Mülki Erkân sıfatıyla

eşrâfa karıştı bunlar orada…

 

bozkırda

şırıl şırıl dere kıyısında

salkım söğüt altında

öğle rakıları içip,

Oktay Akbal’ı,

Mustafa Ekmekçi’yi okudular yıllarca

 

itiraf etmeliyim ki

Karo Kızı’nın

hiç bir seksapeli

olmadı gözümde,

Eski Karo Kızı’nı düşününce;

ateşten gömleğiyle

cayır cayır Halide Edip

gelir aklıma …

yeni,

parlak kağıtlardaki versiyon ise

Şükran Soner sanki bana

 

pek bir Ankara kokar Karo Serisi

asık suratlı ve ciddi

marka sorarsanız

İGS derim, pardesösü ama,

bilen bilir ne demek istediğimi

biraz da Beymen

kadınlara ise Vakko diyorum

ama çantası,

pek bir yakışırdı

dönemin Cumhuriyet kadınına

 

biz yetişemedik ama

bir önceki kuşak Karo Kızları

Şah’ın Hollywood yıldızlarıyla maceralarını

Hayat ve Ses Mecmuasından okuyup;

kadersiz karısı, Prenses Süreyya için

gözyaşı dökerlermiş…

 

Ne alaka?

Baba Şah,

Atatürk’ün arkadaşıydı ya …

 

bizim annelerimiz biçki için

Burda dergisi alırdı sadece,

kesekağıdı olarak gördük biz

Hayat’ı ve Ses’i

ve kesekağıdından okurduk

dünyamıza dair

bu önemli haberleri

 

İskambil destesinde en çok

Maça Serisini severim ben

tehlikedir Maça

maceradır

bilinmezdir,

esrarengiz ve egzotiktir

 

marka derseniz

Mabel sakızı

ArkoTraş Sabunu ve Nacet jilet,

Bortaçina şarabı sonra

ve de Çivit

o ilginç ve

anlaşılmaz

mavisiyle çivit,

çamaşır suyu olarak Ozon

sigaralardan Bafra,

Yenice, Yeni Harman

 

bir de Akçora gömlekleri diyorum

Türkiye’de ilk yazıya çıkan adamdır sahibi

dağa taşa Akçora gömlekleri yazdı adam

şiddetli merak ettim kendisini

hiç görmedim gömleklerini

ama hayal ettim hep,

Jack London Türk olsaydı

mutlaka Akçora gömleği giyerdi

keten ve beyaz olmalı,

tiril tiril, serseri işi

 

yabancı değil

bizdendir Maça Valesi

Orhan Gencebay’dır biraz o

hatasıyla severiz,

feryada gücü olmasa da

duyarız onu,

yalın kılıçtır

merttir Maça Valesi

kente gelmiş, harbi Anadolu çocuğu

 

Maça Papazı ise

Devlet Baba gibi görünür bana

 

acemi birliğinde,

Astsubay kılığında

o sövdü hepimize,

ki hikmetinden

sual olunamazdı

bu Papaz’ın

döverdi de, severdi de

 

Sado Mazoşist

bir ilişki yaşamalıydınız onunla,

bakmayın siz öyle

içip içip eve geldiğine,

yıllarca anamızı bellediğine ….

 

göstermeyi beceremez ama

müşfik bir yanı bile vardı bazen

müşfik dediysek

öyle işte;

bir Cemal Gürsel,

Cevdet Sunay ne kadar müşfikse …

 

müşfikiyet deyince

en iyi örnek Batur belki de,

12 Mart’ta

sol bir darbe yanılsamasına

bile yol açtı kendisi,

 

her şeyi anlatıp

Dersim isyanındaki

teğmenlik dönemini

es geçişini,

mazur görmemizi istedi

yazdığı anılarında…

 

Maça Kızı’na gelince

tutkunum,

vurgunum ben ona

 

zehirlidir öpücüğü

erkek adam

ölesiye öpmeli bence onu,

hem de gençken

daha toyken

yapılmalı bu iş

bile bile üstelik

kan tükürmeli sonra

eskilerin ince hastalık dediği türden,

Papazkarası içilmeli üstüne

kahredip ızdıraptan

umutsuzluktan ve karşılıksız aşktan,

it gibi titrenmeli sonra korkudan

 

evli kadındır, ne de olsa öpülen

ve her mahallede bulunur bu gibilerden

 

Nazım’ın dediği gibi

memelerini dayar balkona

akşamı seyrederler

piyasa vakti

 

çoğunlukla kasabın karısıdır

ve hep kedi vardır ortalıkta,

kedi kuyruğu sürtünmesi

olmazsa olmaz

bacaklarında

 

her erkeğin

hayatında olmalıdır

en az bir tane,

vamp kadındır

yuva yıkar

 

erkeğim diyen adam

kızamaz ama ona,

yıkılması gereken yuvayı yıkar o

toplumsal rolü öyledir,

kötülüğünden değil yoksa

 

sonra nedense

hep taşınırlar mahalleden

öyle aniden,

bir hüzün sarar

bıyıkları yeni terleyen

sivilceli oğlanlarını mahallenin,

kırılırlar biraz

ama

unutmazlar onu asla

ve sadık kalırlar ömür boyu

yaşanan anılara

 

erkek evlatlarını

dişi sinekten bile

kıskanan annelerin gözünde

Pamuk Prenses rolündeki

Zeynep Değirmencioğlu ’na

sihirli elmayı veren

cadıdır Maça Kızı

 

fettandır

karısını kendiyle aldatan erkeklere karşı

ama kıyamaz toy delikanlılara

ve onlar için taşır hep

o Yedi Kocalı Hürmüz merhametini

yüreciğinde

 

örümcek kadının öpücüğüdür onunkisi,

kan tükürtür adama

öpücük değil

kütür kütür,

sapına kadar

şehvet mübarek

 

bir sır vereyim mi size

hani şu duvar halılarında

kahve falı bakan

kadın var ya,

hiç belli etmez ama

Maça kızıdır

o aslında

 

yorgan altında

kendini keşfe çıkmış

oğlan çocuklarının gözüne

o takılır hep duvardan,

karanlıkta

 

Kopenhag / Temmuz 2007


(*)  Maça Kızına ithafımdır.