Home thema andersen oyuncaklar üzerine bir öykü

oyuncaklar üzerine bir öykü

30
1

[çeviren: osman fırat baş]

(Çevirenin notu: Polonyalı filozof yazar Leszek Kolakowski, 1927’de Radom’da dünyaya geldi. Varşova Üniversitesi’nde felsefe eğitimi aldı. 1955-56 döneminde sosyalist sisteme yeni bir tartışma getiren « Revizyonistler » adlı yazarlar grubuna girdi. 1968’de Polonya’dan İngiltere’ye göç etti. Halen Oxford Üniversitesi’nde felsefe profesörüdür.

Önemli yapıtları arasında « Kültür ve Fetiş », « Mitlerin Varlığı », « Marksist Düşünce Tarihi » ve « Ya Tanrı Yoksa… » başlıklı felsefi çalışmaları sayılabilir. Ayrıca « İncil Hikayeleri », « Şeytanla Konuşma » ve masal temasıyla uyuştuğu düşüncesiyle aşağıda ilk öyküsünün çevirisini verdiğimiz, « Lalyona Krallığı’ndan Büyüklere ve Küçüklere 13 Masal » başlıklı öykü kitapları vardır.)

 

Lalyonalı tüccarlar, eski zamanlarda Babilon’la sıkı ticaret yürütürlerdi. Babilon’a sülün eti yemeğe yarayan çatallara özel muhafazalar ihraç eder, ağırlıklı olarak da deve taramaya yarayan taraklar ithal ederlerdi. İthâlâtın böyle olması nedeniyle Lalyona’da asla deve tarağı üretilmezdi. Aslında bu son söylediğimiz durum, Lalyona’da hiç deve olmamasına da (ki hiç olmadı, olmayacak da) kısmen bağlı bir şeydi. Ancak nedenlere fazla dalmayalım ve gerçekleri açıklayalım.

İşte, yaşlı tüccar Pigu’nun (dört renk -sarı, kırmızı, turuncu ve siyah- puanlı, hafiften aşağıya sarkık ucuyla sahibini birazcık atmacaya benzeten, kocaman ve çarpık bir burnu olduğu için lakabı böyleydi. Şimdi bunu açıklamak gerekirse; böyle dört puanlı, hafiften sarkık ucu sahibini birazcık atmacaya benzeten, kocaman ve çarpık bir burun eski Lalyonaca’da « Pigu » diye adlandırılırdı. Bu türden bir burun yeni Lalyonaca’da başka bir ad taşır, ama şimdi ayrıntılara fazla girmeyelim) Babilon’la ticaret yaptığı bir gerçekti. Her altı ayda bir Babilon’a, altı güreşçinin korumasında, sülün eti (sülünler, Babilon’da en büyük damak zevki sayılırlardı. Belki de nadir görülmelerinin nedeni de buydu. Yaklaşık otuz yıldır tüm Babilon’da yalnızca bir kez, o da yolunu şaşırmış, nereden geldiği bilinmeyen tek bir sülün avlanabilmişti) yemeye yarayan çatallara özel muhafazalar ithal etmeye gider, dönerken de, Lalyonalılar tarafından tuzlu fiyatlar ödenerek kapış kapış alınan, çok sayıda deve tarağı ithal ederdi. Böylece Pigu, yaptığı bu yurtdışı temasları sonucunda kızı Memi (« Memi », eski Lalyonaca’da açık mavi ipekten küçük bayrak sallayarak ve aynı anda da kavuşturulmuş ellerin kızıla boyalı başparmaklarını birbirleri etrafında çevire çevire kulaksız, küçük bir pembe file cesurca binmek anlamında bir fiildir. Güzel Memi hep böyle oynadığından, lakabını bu fiilden almıştı) için güzel bir villa yaptıracak kadar servet yapmıştı.

Bahçelerde bol bol papatyaların (ki Lalyona’da papatyalar altı ponin yüksekliğine ulaşan kocaman ağaçlardır. Ponin, aşağı yukarı dört yaşında bir geyiğin boynuzlarının büyüklüğüne denk bir uzunluk ölçüsüdür) açtığı bir ilkbahar, pekmez selleri her yanı kapladığında (pekmez selleri, kentin kıyısından kendine bir yol açıp evleri ve caddeleri yıkıp geçerek sadece ve sadece baharları taşar. İnsanlar bunla pek ilgilenmez, değil mi ki bahar, kendine eninde sonunda yerleşecek bir yer bulacaktır. Yazın gelişiyle beraber pekmez selleri çekilir, evler ve caddeler çabucak eski hallerine getirilirler), Tüccar Pigu, yine başarılı ticari girişimlerde bulunduğu bir seyahatten çok keyifli dönmüş, kendi evine gitmeden önce kızının villasına da bir bakmak istemişti. Ama kızını evde bulamadı. Bulamayınca da geçip salona oturdu ve dünya maketi delicisini çıkardı (Tüccar Pigu, bu işten çok hoşlanıyordu. Lalyona dünya maketi delicisi fabrikası, ürünlerini ona çok indirimli bir fiyattan satıyor, bu yüzden de Pigu, Babilon’daki dünya maketlerini delmek suretiyle orada da fabrikanın reklamını yapıyordu). Kulaksız küçük pembe filinin üstünde hemencecik yanına geliveren ve gelirken de ta uzaklardan ona el sallayan kızını beklerken, kısacık bir anlığına bununla oynadı. Memi, babasına hoş geldin dedi ve der demez de yalvarmaya başladı:

– Ah babişko, sakın bana kızma!

– Sana niye kızacakmışım ki, bebeğim?

– Canım babişko, kendime bir güzellik yaptım, ama bedelini sen ödemek zorunda kalacaksın.

Tüccar Pigu, birazcık kaygılandı, çünkü güzel Memi’nin ne kadar müsrif olduğunu biliyordu. Yine de sakince sordu: « Neyin nesiymiş bu? »

– Birebir boyutta bir dünya maketi yaptırdım, diye yanıtladı Memi (Bütün Lalyona’da olduğu gibi Tüccar Pigu’nun ailesinde de, dünya maketleri delmenin en sevilen eğlence olduğunu burada belirtelim. Yaşlısı genci, bütün günlerini bu çekici işe adıyorlardı. Bu nedenle de Lalyona’da dünya maketlerindeki delikler, diğer ülkelere kıyasla çok daha ucuzdular).

Tüccar Pigu, düşüncelere daldı gitti. Doğal büyüklük ne demektir, tam olarak bilmiyordu ve belki de dünyadaki her şeyin aslında doğal büyüklüğünde olduğunu, yani doğanın onlara verdiği büyüklükte olduğunu düşünmüştü. Her ihtimale karşı, Memi’den konuyu biraz daha açmasını istedi.

– Yani yerküre büyüklüğünde bir dünya maketi. Hesabı da senin ödeyeceğini söyledim. Ha işte bitirmişler, dünya maketini getiriyorlar. diye bağırdı pencereden dışarı bakarken.

Ama Pigu, korkusundan, pencereden bakmak istememişti. İçinden harıl harıl, böyle bir dünya maketine ödenecek parayı kazanmak için kaç deve tarağı satması gerektiğini hesaplıyordu. Hesaplayamadı ve korkudan ter içinde kaldı. Bu arada maket dükkanının getir götür işlerine bakan delikanlılar, maketi bahçeye çoktan yerleştirmişlerdi bile. Sonunda Pigu, pencereden baktı ve iş bilen tüccar gözleriyle bu hazin duruma bir değer biçti: Şimdi bu, gerçektende de doğal büyüklükte bir dünya maketiydi ve Pigu böyle bir dünya maketinin bedelinin ödenmesine yetecek kadar deve tarağını, ömrü boyunca çalışsa yine de satamazdı. Bunun üzerine hemen sert bir karar aldı. Pencereden sarktı ve bağırdı: « O dünya maketini gerisin geri götürün lütfen. Ben buna para vermem. Kötü yapılmış! »

Maketçinin getir götür işlerine bakan delikanlılar, sen bilirsin bize ne anlamında omuz silktiler ve maketi sırtladıkları gibi alıp geri götürdüler. Götürdüler de, güzel Memi gözyaşları içinde bar bar bağırmaya başladı: « Babişko, kaka babişko! Birkaç kuruşu Memi’ciğinden esirgiyorsun. Memi’ciğinin mutluluğunu istemiyorsun. Baba, sen hakikaten hastalık derecesinde cimri oldun yaşlılığında. Yavrucuğun için bir oyuncak bile sana pahalı geliyor! » Diyerek uzun uzun sitem etti, Memi.

Tüccar Pigu, yufka yürekliydi ve bu sistemleri dinlemek de üzüyordu onu, ama bütün ömrünü borç altında da bırakamazdı. Böyle pahalı bir hediye alacak parası olmadığını anlatmaya çalıştı kızına. Belki ilerde, biraz daha mal mülk yapınca alırım, diye söz de verdi (bu arada Memi’nin büyüyeceğini ve isteğinin yersizliğini anlayacağını umuyordu). Ne var ki Memi, onu dinlemek istemiyor, salya sümük ağlıyordu. Tüccar Pigu, artık bu ağlayışlara dayanamıyordu. Ne yaparım da kızımın bu acısını dindirecek bir şey bulurum, diye hızlı hızlı düşünüyordu. Ve birden kafasında bir şimşek çaktı.

– Yavrucuğum, dedi aynısının tıpkısı bir dünya maketin olacak, hatta daha da iyisi. Ötekini geri gönderttim, çünkü işçiliği kötüydü. Ama senin gerçek bir dünya maketin zaten var. Yerkürenin ta kendisi. Onu delebilirsin!

Küçük Memi aptal değildi. Öneriyi adeta havada kaptı. Biraz kapris yaptı; diğer dünya maketinin iyi bir şirketin ürünü ve çok daha kaliteli olduğunu söyledi, ama sonunda, babasından ertesi gün öğle yemeğinde portakallı hintbıldırcını yemeye gideceklerinin garantisini koparınca, sakinleşti. Yumuşadı. Dünya maketi delicisini kaptığı gibi hemen bahçeye fırladı ve oynamaya başladı.

Bu oyunun sonuçları, gelmekte gecikmediler. Akşama doğru tüm dünya delik deşikti ve bütün ülkelerden sorularla dolu telgraflar yağmaya başlamıştı. « Bu korkunç delikleri açan kim? » Ne yazık ki artık çok geçti. Küçük Memi, farkına varılıncaya dek, neredeyse önüne çıkan her yeri delip geçmişti. Yeryüzü delik deşikti ve hani neredeyse tümden kullanılamayacak hale gelmişti.

Tüccar Pigu için artık zorlu zamanlardı. Kızının yaptıklarının sorumluluğunu üstüne almak zorundaydı ve bütün devletler için devasa tazminatlar ödemesi istenmişti. Bunları ödeyecek parası yoktu ve bu yüzden de, Memi dışarıda oyununu oynamayı sürdürürken o, hapishaneyi boyladı. Pigu, çocuklara oyuncak alırken parayı hiç esirgememek gerektiğini hazin hazin düşünüp durarak sonsuza kadar (mutlaka hâlâ da oradadır) hapiste kaldı.

(Lehce aslından çeviren Osman Fırat Baş)

w « Opowiadanie o zabawkach dla dzieci » z t. « 13 bajek z królestwa Lailonii dla duzych i malych », L. Kolawkowski , Czytelnik, Warszawa 1966, s. 23-26.

1 COMMENT