Home autres revues imece S. 28 / Bahar 2002 – GECEYİ BÖLEN DOPPLER

S. 28 / Bahar 2002 – GECEYİ BÖLEN DOPPLER

36
0

1

rüzgâr şeylerin arasına
dalıyor her tonda
tiz sesler, sirenler
fırlıyor eşyanın arasından
-tene yapışmayan bir tür
boya-

kav içeride elimde sessiz oysa
duman da renk taşıyor
elimden (ve bu kağıdı
aksak ritm uyarınca)
duvara doğru, rüzgâr
griyle ışık
hüzmeleri
tuhaf bir tabloya
başlıyor

2

duracak mısın rüzgâr
sesin kavla dansı
şehrin büyüsüne suyu
fazla kaçırılmış bir fırça
ile atılan faça

süper yavaş
kamerası çalışıyor mu doğanın-

bu an akıp gitmeyi
meşru kılıyor eşyanın yardımıyla.

sabitlediğimiz koltuklar
plaklar, kitaplar ve raflar
şeylerin coğrafyasında
pervazdan kalkınan
yurtlar.

hûşû içinde dopplerin
ellerinde atonal.

3

şimdi sen (tanımamız gerekmez)
kelle hariç ya da dahil
bir beden
-dişi-
esmer bir ten
küçük ince dudaklar
açıp pembe rujlar
ojeler
ten pahalıya
mâl’olan

beyaz bir kağıda yatıyorsun
rüzgâr dilimden keşfediyor
tadını kanat çarpışında
yüreğin ses oluyor
yerini korkunun
kokun doppler
şehre karışıyor

simsiyah

bir ton açık gece şimdi

4

yıldızlı grapon kağıdı
gökyüzünün+yüzün

bir kalıp çıkarıyor doppler
anlar içinde yitip giden
çizgisiz, kareli
masayı kavuran
bu mum şimdi
kağıdın üzerinde
çıra gibi anılar.

5

aksak ritmini arıyorum
radyo dalgaları topal
hiçbir mitten söz etme
açma gözlerini

-kadın ağzı-

“kopuk” “kopuk”
birleştiriyorum uçlarını
tırnaklarının

Ah! rüzgâr
Geceye gerilen ağ
Ya da dikine yaran
Hançer

6

uzaklık “ilelebet payidar”
kalacaktır rüzgârın
ucu ile aramızda

kalemin lisanı.

7

birden kağıdı kalemi
aramaya bir son verdim
ışığı bile açmadım
sigara da gereksizdi
sessizliğin altına
bir kesir işareti
bir de 0 yerleştirdim

susma hemen

bak burada değil mi
tanrı?

Bıçağın aksanı

8

minyatür bir afet; rüzgâr
gücün dolanarak yaladığı
şehrin üzerinde

minyatür bir yüz seninki
osmanlı saraylarından yadigâr
yüzümün üzerinde

gece delik deşik yorgun
yüzünle aramda
yaması rüzgâr
teğeli

doppler.

9

taşıyabilir mi acaba
nesneleri hızın krallığında

bir nehir bu,
boğulmadığımız

bir nehir,
safrası
nefes olan

sesten eşyalardır
dizeler
ruhunda
raflar
arayan.