Kentin en sarı saati bu: üç yavru köpek
taksileri azarlıyor;
ince havlamaları doygun kederimizin.
Sesgeçirmez gürültü.
Sesli harfleri olmayan bir dil
bu fanuskent.
Or’da dört dilsizin ateşli tartışması.
Orada, alüminyum yapraklı ağaçların
hışırtısı altında:
Kaşlarıyla bağırıyorlar.
Parmakları öyle çok ki – o sessiz harfler-
(Biri kızıl saçlı, çok çilli elbet!)
Ah, katı kent yumuşak akşama yenik düşse !..
Orada, onlara dehşetle bakan biri var.
Varlığının şiddeti
söz boşluklarını seğirtiyor.
Alüminyum yaprakların hışırtısı altında
kurşun meydan çok ağlamış
bir çocuğun gözleriyle bakıyor:
hınçla susmadan önceki son hıçkırıkları işte
uzaktan histerik bir kahkahaya benzeyen
üç sarı köpek.
————————– Sombahar, 92
