Home thema andersen insanın yaratılışına dair hikâyeler: tavşan çocuk (beyaz nehir siyuları)

insanın yaratılışına dair hikâyeler: tavşan çocuk (beyaz nehir siyuları)

41
0

[çeviren: volkan aydın]

İnsanın Yaratılışına Dair Hikâyeler
TAVŞAN ÇOCUK

(Beyaz Nehir Siyuları)

 

Bu, bazı kabilelerde « Kan Pıhtısından Olma Adamın hikâyesi » olarak adlandırılan Tavşan Çocuğun hikâyesidir. « Bildiğiniz gibi, » diyor Jenny Rehberbulut, « Biz Kızılderililer dünyayı ve bütün evreni sonu olmayan bir döngü olarak görürüz ve insan da bu döngünün içinde aynı diğerleri gibi bir hayvandır. Bizon ve kır kurdu bizim kardeşlerimizdir, kuşlarsa kuzenlerimiz. En küçüğünden bir karınca, bit, hatta bulunabilecek en küçük çiçek hepsi birbirine akrabadır. Biz yakarılarımızı; bu kara üzerinde yetişen, emekleyen, koşan, sürünen, zıplayan ve uçan her şeyi kapsayan bütün akrabalarım için anlamındaki « mitakuye oyasin » sözcükleri ile bitiririz. Soluk benizliler insanı doğanın efendisi ve fatihi olarak görürler, ancak doğaya daha yakın olan Kızılderililer, daha iyisini bilirler. »

Çok, çok eski günlerde Kolomb bizi « keşfetmeden » – soluk benizliler öyle diyor – hayvanlara şimdi olduğumuzdan daha da yakındık. Birçok insan hayvan dillerini anlayabiliyor ve bu sayede kuşlarla konuşuyor kelebeklerle dedikodu yapabiliyorlardı. Hayvanlar kendilerini insana; insanlar da kendilerini hayvana dönüştürebiliyorlardı. O zamanlar dünya henüz şimdiki halini almamıştı, değişik biçimlerdeki dağlar, akarsular; hayvanlar, bitkiler doğanın planına göre oluşmaktaydı.

Bu kadim günlerde, bir sisin içindeymişçesine saklı bir tavşan yaşıyordu – hayat dolu, oyuncu, çok iyi kalpli bir tavşandı bu. Günlerden bir gün, bu tavşan gezinip, keyif çatarken bir kan pıhtısı ile karşılaştı. Nasıl olup da oraya geldiğini bilen kimse yoktu. Bir kabarcığa, al bir sıvı ile dolu bir mesaneye benziyordu. Oyuncu tavşan bu kan pıhtısı ile ona minik bir top gibi vurarak oynamaya başladı.

Biz Kızılderililer Takuskanskan’a, devinimin esrarengiz gücüne inanırız. Onun ruhu hareket eden her şeyin içindedir. O maddeleri canlandırır, onlara hayat bahşeder. Tavşan onun ne olduğunu bile bilmeden bu devinim gücünün içine girdi ve tekmeleniyor olmanın devinimi ya da daha doğrusu devinimin ruhu -umarım bununla neyi kastettiğimi kavrayabilirsiniz- küçük kan kabarcığını etkilemeye başladı ve böylece şekil kazandı; küçük bir bağırsağa dönüştü. Tavşan onu biraz daha tekmeledi ve kabarcık minik eller, kollar çıkardı. Tavşan dürtüklemeye devam etti ve aniden gözleri ve atan bir kalbi oldu küçük kabarcığın. Bu şekilde, tavşan gizemli devinim gücünün yardımıyla, bir insanoğlu; küçük bir oğlan çocuğu meydana getirdi. Tavşan ona We-Ota-Wichassa, Çok-Kan Çocuk, dedi lakin daha çok Tavşan Çocuk olarak bilinir.

Tavşan onu karısına götürdü ve her ikisi de bu garip çocuğu kendi tek oğullarıymış gibi sevdiler. Onu kutsal al rengi ile boyanmış, kirpi dikenleri ile süslenmiş güzel bir karaca derisi ile giydirdiler. Çocuk tavşanların arasında mutlu bir şekilde büyüdü. Delikanlılık çağında, yaşlı tavşan onu karşısına aldı ve şöyle dedi: « Oğlum, sana senin sandığın şey – benim gibi bir tavşan – olmadığını söylemek zorundayım. Sen bir insansın. Seni seviyoruz ve senin gitmene izin vermekten nefret ediyoruz ancak bizden ayrılmalı ve kendi insanlarını bulmalısın. »

Tavşan çocuk yürümeye başladı ve kendisine benzeyen oğlan çocukları gördüğü bir insan köyüne gelene kadar durmadı. Köye girdi. İnsanlar karaca derisinden çok güzel kıyafetler içindeki bu çocuğa gözlerini dikmekten kendilerini alamadılar. « Neredensin? » diye sordular. « Başka bir köydenim » diye yanıtladı Tavşan Çocuk, doğru olmasa bile. Bütün dünyada başka bir köy yoktu, daha önce de söylediğim gibi yeryüzü henüz çok gençti.

Köyde Tavşan Çocuğa, salt güzel giysileri yüzünden değil yakışıklılığı ve müşfik kalbi yüzünden, gönlünü kaptıran güzel bir genç kız vardı. Onun insanları da Tavşan Çocuğun, köylerinden biriyle evlenmesini ve bu büyük gizil güce sahip adamın aralarında yaşamasını istiyorlardı. Ve bir gün Tavşan Çocuğa bir görü geldi. Bu görüde güneşle güreş tutuyor, yarışıyor, el oyunları oynuyordu – ve her defasında kazanıyordu.

Fakat Iktome, kötü ruhlu Örümcek Adam, habis, hilekâr, büyü doktoru, bu güzel kızı kendine istiyordu. Tavşan çocuk hakkında kötü şeyler söylemeye başladı. « Şuna da bakın hele «  diyordu Iktome « böyle zarif şeylere sahip olmak için çok fakir olan bizlere karaca derisinden kıyafetleri ile caka satıyor. » İnsanlara « Nasıl oluyor da sizin köyünüzden biriyle evlenmesine izin veriyorsunuz? » diye soruyordu. « Eğer benden yapmamı isterseniz, bu Tavşan Çocuğun üzerine atılacak tılsımlı bir kasnağım var. Bu onu çaresiz bırakacaktır. » diye işliyordu köylüleri.

Bazı delikanlılar « Iktome doğruları konuşuyor. » dediler. Gizemli güçleri, bilgeliği ve eli açıklığı yüzünden kıskanıyorlardı Tavşan Çocuğu. Onunla kavgaya tutuştular ve Örümcek Adam kasnağını onun üzerine fırlattı. Üzerinde hiçbir etkisi olmamasına rağmen, Tavşan Çocuk, sadece kendini eğlendirmek için, çaresiz kalmış gibi yaptı.

Köy çocukları ve gençleri, Tavşan Çocuğu işlenmemiş postlardan yapılan ince kösele sırımlarla bir ağaca bağladılar. Kötü ruhlu Örümcek Adam tüm bu olaylar süresince onları kışkırtmak için « Doğrama bıçaklarımızı alalım ve onu parçalayalım! » diye bağırıyordu.

« Dostlarım, kola-pila » dedi Tavşan Çocuk, « Eğer beni öldürecekseniz, ölüm şarkımı söylememe izin verin önce. » Ve söyledi:

Dostlarım, dostlarım,
Cenk ettim gün ile.
Beni kavurmaya kalkıştı,
Lâkin, cenk ederken bile,
Baktım başımın çaresine.

Ölüm şarkısından sonra, köylüler Tavşan Çocuğu öldürdüler ve etlerini parçalayıp bir çorba kabına koydular. Ama Tavşan Çocuğa bu kadar kolay zarar verilemezdi. Bir fırtına başladı, büyük bir bulut güneşin yüzünü örttü ve her şey zifiri karanlığa gömüldü.

Bulut gittiğinde, et parçaları iz bırakmadan kaybolmuştu. Fakat yakından izleyenler görmüşlerdi et parçalarının yeniden bir beden oluşturduğunu ve gün ışığından bir kemer üstünde gökyüzüne yükseldiğini. Bilge bir şifacı konuştu, « Bu Tavşan Çocuk kudretli bir efsuna sahip: güneşi görmek için yükseldi. Yakında öncekinden daha güçlü olarak geri dönecek, çünkü orada, yukarıda güneşin gücü bahşedilecek ona. Evlendirelim onu köyümüzün kızıyla. »

« Neden onun için canımızı sıkalım? Bakın bana: Ben Tavşan Çocuktan çok daha kudretliyim! Haydi, beni de bağlayın, kesin benim etimi de! Çabuk olun! » dedi kıskanç örümcek, Iktome. Iktome Tavşan Çocuğun şarkısını hatırladığını sanıyordu. Şarkıda sihirli bir güç olduğunu düşünmüştü. Fakat Iktome sözcükleri doğru hatırlamıyordu. Ve söyledi:

Dostlarım, dostlarım,
Cenk ettim ay ile.
Bana karşı koymaya kalktı,
Ama üstün geldim
Cenk ederken bile.

Iktome’yi söylediği gibi parçaladılar onu, ama hiçbir zaman dönmedi hayata. En nihayetinde, örümcek kendi kazdığı kuyuya düştü. Kötü ruhlu hilekârların başına gelen hep budur.

Güney Dakota White River Rosebud’daki Kızılderili Yerleşiminde yaşayan Jenny Rehberbulut tarafından 1967 yılında anlatılmış ve Richard Erdoes tarafından kayıt altına alınmıştır.

Türkçeleştiren: Volkan Aydın


in « American Indian Myths and Legends », (Selected and Edited by Richard ERDOES and Alfonso ORTIZ), Library of Congress Cataloging in Publication Data Main entry under title: American Indian Myths and Legends
(Pantheon fairy tail & folklor library New York 1984)