———————————————————————————————————–‘Eski Ahit’in başında gecen Aden bahçesindeki öyküyü hatırlatıyor bu bana. Adem elmayı yiyor ve artık iyi ile kötüyü ayırt
———————————————————————————————————–‘edebilecek hale geliyor. Yani insan oluyor Adem… İnsan , yani iyi ile kötü arasında karar verebilen ya da vermeyen varlık…’ –
Ali Rıza Arıcan
Yapay zeka konusu, bu adla geçmese de, insanlık tarihinde uzun bir geçmişe sahip bir alan… Doğayı taklit ederek ilerleyen insan, birçok canlı varlığın özel yetilerini, uçak, denizaltı vb. gibi makinelerle ete kemiğe büründürürken, sonunda ona bir tek proje kalacaktı: Kendini taklit eden makineler yapmak… Bu, özellikle geçtiğimiz yüzyılda, çeşitli mühendislik alanlarına konu olduğu kadar, ruhbilimcilerin ve felsefecilerin de ilgisini çekti. Sonunda bu konuya, böyle makinelerin salt varlığı dolayısıyla toplumbilimciler de el attı. Bilim ve felsefe düzleminde işler bu biçimde gelişirken, bir yandan da birtakım bilimkurgu yapıtları çıkıp durdu geçtiğimiz yüzyıl boyunca… Kimisi taklidin taklidi olmayı aşamazken, gayet özgün yapıtlar da boyverdi. Mesleğimiz gereği, Stanley Kubrick ve Steven Spielberg’in sinema yapıtı ‘Yapay Zeka’yı mercek altına almayı uygun gördük (Filmi izlememiş olanlar bu yazıyı kessin, filmden sonra okusun):
Bir araştırmacı grubu toplantıdadır. Başbilimci, yaptıkları son makineyi tanıtmaktadır. Makine-kadın, insan görüntüsündedir ve acı çekebilmektedir. (İçi kablolardan oluşmaktadır, diğer bir deyişle, organik değildir.) Bu, bilimcilere yetmemiştir. Onların derdi, sevebilen bir varlık yaratmaktır. Bir araştırmacı söz alır; asıl sorunun, insanların onun sevgisine karşılık ne verebileceği olduğunu söyler.
Bir süre sonra, sevebilme yetisinde bir çocuk yapılmıştır: David. O’na uygun bir aile seçilir. Evlat acısı çeken bir çifte verilir. ‘Baba’, bu işe önayak olmuştur. Ama ‘anne’ O’nu hiç sevmez, hatta tiksinir. Baba, anne O’nu sevmediğinden, bir süre sonra geri verecektir. Ama şöyle bir durum vardır: Çocuğun sevmesi için on sözcük söylendikten sonra, David, başka birileri tarafından kullanılamayacaktır. Laboratuvara geri götürürlerse, yokedilecektir. Anne bir süre sonra O’na alışır. ‘Yaşamları böyle sürer gider’ derken, bir haber alırlar: Çocukları komadan çıkmıştır. Böylece iki çocuklu günler başlar. ‘Kardeş’ kötü niyetlidir ve David’in başına olmadık dertler açar. Annenin O’nu daha çok seveceğini söyleyerek, onun saçından bir bukle almaya ikna eder. David için, aslolan hep sevgi olduğundan, eline makas alır ve bir bukle kesmek için annenin yatağına varır. Tam keserken, anne uyanır. Bir anda panik olur. Anne David’in halini anlarken, baba O’nun tehlikeli olduğunu söyler ve geri vermek için ısrar eder. Roller değişmiştir. Son bir olay dolayısıyla, anne O’nu geri vermek zorunda kalır. Ama parçalanmasına gönlü elvermez ve O’nu, oyuncak robot ayı Teddy ile birlikte bir ormana bırakır ve kaçar.
David, annenin, kendisi gerçek olmadıkça O’nu sevmeyeceğini düşünmüştür. O’nu gerçek yapması için, Pinokyo masalında Pinokyo’yu insana döndüren Mavi Peri’yi aramaya koyulur. Ama kendisini karanlık bir dünya beklemektedir: Dünya organiklerle (‘Orga’) mekanikler (‘Mecha’) arasında bir çatışmayla dönmektedir. ‘Et Fuarcıları’, mekanik varlıkları yakalayıp, bir meydana götürmekte ve burada seyirciler önünde paramparça etmektedir. David de yakalanır. Bir sevgili/jigolo meka’nın elini hiç bırakmaz. Meydana O’nunla çıkarılır. İnsanlar şaşırırlar, daha önce hiç çocuk bir meka görmemişlerdir. O’nun insan olduğunu düşünürler ve O ve sevgili meka bırakılır. David, O’na Mavi Peri’nin yerini sorar. O da O’nu bol kadının olduğu Rouge City’ye götürür. Orada herşeyi bilen Dr. Know’a soracaklardır. Dr. Know yanıtlar: Aslanların ağladığı yere gitmelilerdir. Mavi Peri orada yaşamaktadır. Mekalar ancak orada orgaya dönüşmektedir. Dr. Know, bir bilimcinin adını verir. Sevgili meka orayı bilmektedir: Manhattan’dır. David, oraya gitmeye kararlıdır. Sevgili meka ise O’nu kararından caydırmaya çalışır, çünkü giden mekalar bir daha geri dönmemiştir. David gidecektir. Çıkarlar, o sırada polis helikopteri gelmiştir. Sevgili mekayı tutuklayacaklardır. David, helikoptere biner, sevgili mekayı kurtarır ve Manhattan’a doğru hareket ederler.
Manhattan’da gözünden sular akan dev aslan yontuları vardır. Dr. Know’un sözünü ettiği bilimciyi ararlar. David, O’nun araştırma-evine girdiğinde, bir başka David’le karşılaşır. David’in aynısıdır ve kendisinin David olduğunu iddia etmektedir. David, O’nu öfkeyle parçalar. O biriciktir. Dünyada başka David olamaz. Sonunda bilimci gelir, O’nu O yapmıştır. Gerçek insan olması olanaklı değildir ama şimdiye kadar yaptıklarıyla türünün ilk örneğidir. Bir masalın peşinde koşabilmiş bir mekadır. Bilimci, arkadaşlarını O’nunla tanıştırmak için onları çağırmaya gider. David, gezinirken, bir sürü kopyasını görür ve yıkılır. Hayır, biricik değildir. İnsanlar, O’ndan milyonlarca yapabilirler ve yapmaktadırlar. Yapacak bir şey kalmamıştır. Kendini denize atar. Sularda tam Mavi Peri’yi görür gibi olmuştur ki bir kanca O’nu yukarı çeker. Sevgili meka müdahale etmiştir. O sırada polisler gelir, sevgili mekayı götürürler. David, bunun üzerine helikopter-denizaltıyla deniz yüzeyine iner. Evet Mavi Peri oradadır. Helikopteri Teddy ile birlikte, Mavi Peri’nin önünde durdururlar ve David, O’nun kendisini insan yapması için yalvarır. Aslında bu, bir lunapark enkazıdır. Mavi Peri, lunapark yontusundan başka bir şey değildir. Ama David yalvarmayı aralıksızcasına sürdürür. Çünkü annesi O’nu ancak insan olursa sevecektir.
Böylece 2000 yıl geçer. Dünya bir buzul çağı yaşamaktadır. David’i buzullar içinde bulurlar. Artık dünya üzerinde insan kalmamıştır. Uzaylılar, David’in belleğindeki bilgileri toplarlar. Evinin benzeri bir yer yaparlar O’na. Ama annesi yoktur. Annesini ister. O zamanın teknolojisi, ölü insanların yalnızca bir gün için dirilmesine izin vermektedir, o insan uyuduğunda ölmektedir ve bir insanı diriltmek için ondan deri, tırnak vb. gibi bir kalıntı gerekmektedir. Oyuncak ayı, cebinden David’in kestiği bukleyi çıkarır. Anne, bir günlüğüne de olsa diriltilebilecektir. David, belki bir istisna olur diye ümit içindedir. David, yaşamının en mutlu gününü geçirir. Annesi uzandığında, O da yanına uzanır ve ilk defa uyur. Düşlerin doğduğu yeri görecektir.
‘Yapay Zeka’, bir başyapıt niteliğinde. Önümüzdeki yüzyılda ve hatta daha sonrasında da izleneceğini söyleyebiliriz. Kubrick ve Spielberg’i yüzyılımızın Jules Verne’leri saymak yerinde olacak. Film tekniği açısından ustalık, geçişlerdeki başarı, merak öğesinin büyük bir hünerle işe koşulması dışında da söylenebilecek çok şey var:
Bir kere, gerçeklik düzlemi, film boyunca korunuyor. Mavi Peri, David’i insan yapmıyor. Diğer bir deyişle, film, masalsı bir yalancı gerçekliğe sapmıyor. Gerçeklikten hareketle yeni gerçeklikler yaratıyor, fakat buna şaşırmıyoruz. Yönetmenler, gerçeklikle oynarak filmi ucuzlaştırma ve sıradanlaştırma yoluna gitmiyorlar.
David’in yalnızlığı nasıl bir yalnızlıktır? 2000 yıl yalvarmakla geçiyor… Sevdiği (anne) O’nu sevmiyor. Dünya üzerindeki ilk makine çocuk ve 2000 yıl sonra, insan uygarlığından tek kalan olacak… Bu yalnızlık, insanı derinden sarsıyor ve ölümsüzlüğün pek hoş bir şey olmadığı gibi bir düşünce çörekleniyor…
Her insan biricik olmak ister mi? Spekülatif bir soru. Ama David’in sürekli olarak biricik olma arzusunda olduğunu görüyoruz. Biriciklik demek, -varsa- sevenin tüm sevgisini bir kişiye vermesi demek… David’se, laboratuvarda diğer David’leri görünce yıkılıyor. ‘İnsan’lar da çağımızda aslında bir laboratuvardan çıkıyor ama aynı kalıptan çıkmış başkalarını görünce ne şaşırıyor ne yıkılıyorlar. David’in bu durumda, ‘insan’dan daha insan olduğunu söyleyebiliriz.
Filmde, insanların makineleri aşağılamaları noktasında, ırkçılık konusunu açalım: Bir insanın bir makineden üstün olduğu görüşü ve makinelerin hiçbir zaman insan gibi düşünemeyeceği ve duygularının olamayacağı yaklaşımı, bir tür ırkçılıktır. Daha önce çeşitli vesileler de dile getirildiği gibi, ‘insan’ı koskoca evrende özel kılan hiçbir şey yoktur, olamaz da. Bir varlığın duygulara/düşüncelere sahip olabilmesi için, organik bir yapı, kan, kemikler, hücreler, sinirler vb. niye zorunlu olsun? Bu ‘yapamaz/edemez’ yaklaşımları, analitik düşünce ve matematik düşmanlığına verilebilir ve insanlığın ben-merkezciliğine, dolayısıyla insan-merkezciliğe…
Filmde, insanların yalnızca sevgi isteyen küçücük bir makine-çocuğa yaptıkları gaddarlıklar düşünüldüğünde, yapay zekadan önce, insansoyunun ıslahı çalışmalarına eğilmenin daha yararlı olabileceği akla geliyor. Bu yüzyılda bile, kan ve gözyaşı yıllarını yaşıyoruz. Çocuklar doğrudan ya da dolaylı yoldan yine öldürülüyor. Yetişkinler de bu saldırıların dışında kalamıyor. Yüzyılımızda gerçek anlamda makineleşmeyi yaşıyoruz ya da hayvan olan yanımıza dönüşü yaşıyoruz. Kısasa kısas adına binlerce çocuğun ölmesine izin veriyoruz. Beyinlerimiz gün geçtikçe daha da küçülüyor. Takıntılı hallere bürünüyoruz, bilmeden saçmalıyoruz, odunlaşıyoruz… Birbirimizi anlamaya ve empatiye en çok bu zamanda ihtiyacımız var. Bunu hatırlattığınız için teşekkür ederiz Kubrick ve Spielberg!
Bu filmi, salonda iki elin parmaklarının sayısını aşmayan bir seyirci ‘kitle’si ile izledik. Belki bu da, filmin başarısı açısından ölçü olabilir. Oysa birkaç onyıl sonra, birçok seyirci akın edecek bu filme… Umarız, filmin sonundaki gözyaşlarımız, onyıllar sonra yapılacak mekanik bir çocuğu, organik yapmaya yetecektir. Yo, hayır, sözümüzü geri çekiyoruz: Dileriz, gözyaşlarımız, mekanik olsun organik olsun başka türlü olsun herkesi, temel –insanlık değil- varlık hakları açısından, oldukları gibi kabul ettirmeye yetecektir.