Cinsel iktidar da böyledir, benzer özellikler taşır. Bu büyü ile içten kuşatılmış bireyin egemenlik mekanizması, yol açtığı acıların görülmesini de engeller. Peniste büyüsünü bulmuş iktidar olgusu kadın organında şiddeti arzular. Hem boyun eğdirmek hem gücünü kanıtlamak için. Çünkü iktidarının acze düşebileceği korkusu iktidarı yitirmek korkusuna dönüşür giderek. Bu da bir anlamda yanlışı içselleştirmeye ve kendi iktidarının altında ezilmeye götürür iktidar sahibini. Sonuçta panik duygusu, hissediş ve davranışa egemen olmaya başlar. Cinsel edimlerinde bu duyguyu yaşamamış erkek enderdir yeryüzünde. Belki vardır ama, evlenme cüzdanını arsa tapusuyla karıştıran ve karısının da istekleri olabileceğini aklından bile geçirmeyen bir erkeğin bile başka bir kadınla ilişki söz konusu olduğunda, hâttâ çoğu kez itip kaktığı karısı karşısında bile ayni panik duygusuna kapılmayacağını kimse iddia edemez.
İlkel çağlarda, bilimin ve tıbbın henüz gelişmediği dönemlerde erkeğin, çocuğun dünyaya gelişindeki rolünü bilmediği, bu nedenle de kadını bir çeşit büyücü, bir tür şeytan/tanrı sayarak ona yarı korku yarı saygıyla yaklaştığı bilinen bir olgu. İnsani gelişim sürecinde ortaya çıkan yaratıcı / yüce güç kavramının da ana tanrıçalarda ifadesini bulmasının altında bu çekinme duygusu, bu ürkü olsa gerek. Yine bu süreçte, ki halen öyle, din adamlarının uzun etekli kadın giysilerine bürünmelerinin altında yine bu olgu yok mu? Peki bütün dinsel metinlerin kadını bir tür şeytan ilan etmesine, “kadının dokuz nefsi vardır, dokuzu da şeytandır” türü ifadelere ne demeli?
Modernleşen dünyada cinsiyetlerin fonksiyonel farklılıkları dışında, kadının ve erkeğin arasında hiç de sanıldığı gibi farklılıklar olmadığı, gerek bilimsel verilerle, gerekse toplumsal yaşantıda üstlendikleri roller itibariyle kanıtlanmış durumda. Ama bütün dünyada erkek egemen anlayış halen yürürlükte. Kadının güçlü olması ya da öyle görünmesi çoğu erkek için son derece rahatsız edici. O hep lider konumunda olmak, en azından öyle görünmek istiyor. İşte pek çok kişisel dramın kaynağı da bu duygu. Çünkü erkek, üstünlüğü, iktidarı genellikle cinsel iktidar kavramıyla özdeşleşmiş durumda. İnsanın en önemli düşünme ve kavrama aracı olan dil içinde yerleşmiş kimi sözcük ve deyimler, özellikle küfürler bu özdeşliğin en açık kanıtı. Bir erkek diğer bir erkeğe küfrederken bile, hedefi genellikle o erkeğin karısının, kızının ve anasının cinsel organıdır. Yani o erkeğin cinsel iktidarının aşağılanmasıdır.
Burada söz konusu olan iktidar, kadını seyirlik bir nesneye dönüştüren egemen erkek anlayışın görüngüdeki iktidarıdır. Bu iktidar giderek erkek bedenini ve cinselliğini esir alarak “erkek” kavramıyla bütünleştirmiş, kimliğini cinselliği ile örtüştürmüştür. Bu ayni zamanda insan kimliğinin erkek kimliği ile özdeşleşmesine yol açmıştır. Örneğin neden “Bilim Adamı” denir de, “Bilim Kadını” denmez? “Kadın gibi olmak” pardon, “Karı gibi olmak” bir erkeğe yapılabilecek en büyük hakaretlerden biridir. Çünkü toplumsal ve ahlaki değerler bile bu cinsel iktidar çerçevesinde oluşturulmuş, erkek böylece kendi yarattığı hegemonyanın boyunduruğuna girmiş,erkek cinsel organının imajı organı kuşatmış, boğmaya başlamıştır.
Bu iktidarı sürdürmek zorunda olan erkek sürekli bir sınama ve sınanma paradoksu içindedir. Viagra adıyla piyasaya sürülen mucize (!) ilacın bunca gürültü koparması başka nasıl açıklanabilir ki? Cinsiyetçi bakış açısının hedefi, sadece kadının aşağılanmasına yönelikmiş gibi algılanır genellikle. Ama bu düşünüş tarzının kendinde açtığı yaraların, çoğu erkek farkında bile değildir. Kadına ve kadına duyulan korkuya karşı bir savunma ve tehdit aracı olarak kullanılan penisin asıl tehdit ettiği ve korkuttuğu erkeğin kendisidir çünkü. Böylesine anlamsız metaforlar yüklenmiş olan erkek, çoğunlukla penisin nitelikleri, boyu posu, işlevselliğinin gücü anlamında yaşam boyu kendi içinde aşağılanmalar, korkular taşır ve insani ilişkiler bazında en anlamlı ve gerekli olan cinsel ilişkiyi kimi zaman hem kendisi hem de kadını için katlanılmaz hale getirebilir. Sürekli sınanma konumu erkeğin içinde yaşadığı sarmalı güçlendirir ve içinden çıkamadığı bir kabusa dönüştürebilir.
Oysa ki cinsellik, özgür bir alanda, önyargı ve korkulardan uzak yaşanabildiği takdirde hayatın en büyük bilgesidir. Erkek kendi organını bir fetişe dönüştürmekten vazgeçebilse, onu tabulaştıran koşullandırmalardan kurtulabilse, kendi cinselliği ile olduğu kadar kadının cinselliği ile de çok daha özgürce buluşabilir. Çünkü cinsellikle yaşanan mutluluk duygusu, koşulsuz bir içenliği gereksinir en çok.
