-Frances Harper’a-
Birgün ansızın kaçırılıyorsunuz. Kan, gözyaşı ve ter içinde bilmediğiniz bir yere doğru götürülmektesiniz… Bir fırsatını buluyor, zincirlerinizi kırıp başkaldırıyorsunuz. Diğerlerini de zincirlerinden kurtarıyor, tüm beyaz mürettebatın hakkından geliyorsunuz. İkisi dışında…
O ikisi, söz veriyorlar size; memleketinize, Afrika’ya götürecekler sizi… Aslında oyalanmaktasınız… Ve bir başka gemi farkediyor sizi. Yine zincire vuruluyorsunuz. Ancak bu sefer tutukevindesiniz…
Köle iseniz, efendilerinize geri verileceksiniz. Köle değilseniz, başkaldırı ve adam öldürmeden yargılanacaksınız. Ve herşeyden önce, köleliğin Amerika’da yeni yeni kaldırılmaya başladığı bir zamanda, 1839’da, karaderilisiniz… İşte ‘Amistad’ tam da bu eksene oturuyor.
Afrikalı-Amerikalı tarihinde gerçek bir olay. Amerika’da, Amerikan tarihi, Amerikan hukuku ve benzeri alanlarda eğitim gören üniversite öğencilerinin o ya da bu biçimde karşılaştıkları bir hukuk savaşı…
Günümüzün uygar ülkeleri, zenginliklerini yalnızca yoksul ülkelerin kaynaklarını sömürerek edinmediler. Milyonlarca insanı kaçırıp köle ettiler aynı zamanda. Karın tokluğu bile sağlamadan çalıştırdıkları, beğenmediklerinde öldüresiye dövdükleri, yaraladıkları, öldürdükleri o kölelerin kanıyla, teriyle, gözyaşıyla edindiler tüm o serveti…
Kölelik ve kırbaç hukuku, geçen yüzyıla o kadar çok yakınken, yüzyılımızda artık, bunlar, tarih sayılıyor. “Tarih oldu…” denilerek, dünün ve bugünün kanlı elleri aklanmaya çalışılıyor. Afrika’dan kaçırılırken denize atılan onca insanın hakkı yeniyor…
‘Amistad’ filmi, bu açığı kapatmak için iyi bir fırsat olarak değerlendirilmeli. Bu filmin, pazar kaygısıyla çekilmediği belli. Ortalama izleyici için hem 152 dakika uzun bir sure, hem de belgesel tadındaki bir film olarak ortalama izleyicinin zevklerinden bir hayli uzak…
Yalnızca Mende dili konuşan Afrikalılar, İspanyolca konuşan mürettebat ve İngilizce konuşan diğerleriyle, ‘Amistad’ bir Amerikan yapımı olmaktan çok, ortak yapım izlenimi veriyor. Bu, filme, güçlü bir etnik bakış açısı veriyor. İngilizce konuşan Araplar’a, Kızılderililer’e vb. alışık olan Amerikalı seyirci için, şaşırtıcı olmalı…
‘Amistad’, kaçırılan Afrikalılar’ın verdiği hukuk mücadelesini, tarihe bağlı kalarak verme çabasında bir film: ‘Bağımsız’ yargının sık sık başına geldiği gibi, bu süreçte, hakim değiştiriliyor; Afrikalılar lehine çıkan karar beğenilmiyor, davanın yeniden görülmesi için Yüksek Mahkeme’ye başvuruluyor. Afrikalılar sonunda kazanacak.
Ancak, Amistad bir tek örnek… Sonunda kölelerin özgürlüğe kavuşamadığı öyle ağlatılar yaşandı ki… Bunları anlatmak, pek bir şey değiştirmeyecek belki de… Can için tazminat kabul olunmaz…
‘Amistad’ı kimi zaman yumruklarınızı sıkarak, kimi zaman gözyaşına boğularak izleyeceksiniz. Evet aynen böyle yapacaksınız. Çünkü –ben, başından anladım- siz iyi insanlarsınız… Köle gemilerindeki kardeşleriniz de iyi insanlardı…
