Sandımdı: Kalem
kağıda değdiği yerde kanar
ve söz meydanlarda sınanırsa silahtır
halbuki ne bir oğul gönderdi bana bu şehir
ne de muştu diye tarihe düşülen şerhte
kendini çarmıhta sınayan bir garip öksüz
üstüme kustuğu her sabah siyah
simsiyah bir kahır.
Bıkmadım ama, hoyratça kargışladım hayatı
soğuktan terleyendim, böyle girdim medeni adamlar korosuna
kürsü hazır dediler, derken flaşlar patladı
bezgin günlerimin gençlik nutukları
alkışlarla indi sahaya.
Ey benim eksik yanlarım! dedim, alem bir dağdır
bir yanda cennet öte yerde dünya
bunu küstah ve acemi bulan kızlar
bekaretlerini sundular bana.
Tebdil hevesler mundar
iştahla açtığım kapılardan dönenim yok artık
yolculuklar hep bir yere kadar
burada alnıma çarptıkça çocukların gülüşleri
sağaltılmaz bir yara açıyor şehir
bense ayakkabımı parlatıyorum, takılar
takıp öyle çıkıyorum sokağa
o özel günlere ait koku
parmakizlerimle dölyataklarına bıraktığım korku gibi
eş-dost ziyaretleri ve kıvrak zekamla
yıldızımı parlatıyorum durmadan
alkışlar gitgide çoğalıyor, sevenlerim hakeza
ama tutamam kendimi: eksilirim
kendime sarkarak dineldiğim boşlukta
ha Brezilya yanıbaşımda
ha uzakdoğuda keşişim.
15 Mayıs 02
