paslanmış bir anadol bekliyor bizi sevgilim
içinde sen varsın makyaj çantan bir de
solculuğun var
doğuya gitmek istemiyorum demiştim
dinlemiyordun bile beni
kısacık saçların ümitliydi ahirden
ve kendinden emin bacakların
toprağa can veriyordu
bencil bedenime can veriyordun benim
oysa bürokrasiden dayak yemişliğim vardı
oysa tarihten tiksinmişliğim vardı
her gün aynı kavgayı heceliyordum
dilime sıradan bir yağmur yapışmıştı
romantizmin depremiyle sarsılmıştı yüreğim
özgürlük, adalet, eşitlik, kardeşlik
siktiğimin kavramları ve aşkımın ilkelliği
seninteessüri gidişlerine saldırıyordu
sert kışların tehciri güçtü candan
ve el kremin hakikatten koruyamazdı bizi
hiçbir güzel yüzü ciddiye almazdı zeval
şer getirmişti havaliye o özsever incelik
içimiz bordro acısyla dağlanıyordu artık
pis anamalcıları bekleyen kabir azabı
enironikmarksist umudumuzdu belki de
anadolumuz gibi çürümüştü bedenlerimiz
anadolumuz gibi sönmüştü düşlerimizin feri
keçilerin yediği bir polyesterdi yumruklarımız
hiçbir bavula sığdıramazdık borç ekstrelerini
ödeme yaptığımız için memnundu avam
hayatımızla ödemiştik borcumuzu ve ben seni sevmiştim
kısacık saçlarını sevmiştim
kendinden emin bacaklarını sevmiştim
oysa benim saçlarım çoktan yoktu
oysa benim bacaklarımı gidemeyişler kesmişti
şimdi hangi tavrı takınsam bol geliyor erkekliğime
sapına kadar neydik biz unuttum çünkü
aşıktım ben sana öncesini unutmaktan mesuldüm
marşa basmadan önce uzun uzun gözlerine baktım
doğuya gitmek istemiyorum demiştim
henryford’un şeyiyle mi girecektim gerdeğe
orada denenmiş ideallere geçit yoktu
marş basmıyordu çünkü biz kaybetmiştik
kaputun içindeydi koç’un ithal ikameci taşakları
marş basmıyordu bir türlü çünkü biz hakketmiştik
kafamızın içinde montaj usulü fikirler vardı
marş basmıyordu ve sen rujunu tazeliyordun
kısacık saçların ümitliydi ahirden
ki ben aynı kavgayı heceliyordum
yıllardır gülümsüyordun sanki ellerimi tutarken
dinlemiyordun bile söylediklerimi
tıpkıhenryford gibi
iç. bachibouzouck, S. 32 / kasım 2011
