Zaman tümel bir boşluk, divanesiyiz
bu denizin bu mavinin bu sokaktanlığın
Aşağılara doğru inen bu gülmenin divanesiyiz
Varırsak sorulmaz bize cehennem nerede kaldı
İğneden bir umuda bakmak nerede
Unutulmuş bir yüz getirmişiz,
yabancı bir hüzün getirmişiz
sözcüklerimiz artık tanımıyor bizi
Artık kimse tanımıyor
Yazlık bir şarkı gibi
Durmadan yaşıyorsak
Gidilecek bir yer yok
Omuzlarım bükülüyor yalnız bir kediye rastlayınca
Ağzıma kahve tadı bırakıyor şu tek başınalık, şu uyanmamışlık
Oysa her sabah selamladığım kendimim
Günaydın Şah’ım, günaydın şahım
Bugün nereye gideceksin böyle kendinden uzaklaşarak
-Gideceğim bir yer yok, yılanlar uykumu soruyor
Yalanlar uykumu
Bir yer yok gidilecek, gökyüzüdür hep baktığımız.
O halde bırakalım şu tenhada her gülümsemeyi araf olsun
El değmemiş bir tanrı bulalım kendimize haydi
Bir ülke seçelim, rüzgarda çiçekleri taşıyan
Çarşaf çarşaf kirlenmiş bir yüzü var, bir de şahım
Ve soğuk yalnızlığıyla bizi üşüten Tanrı
içimizi ısıtalım.
Sonra masalar doldu, masalar boşaldı
Üç sevimli dudak kaldı yangından
Susturan bir boğum içinde
Kalem ve nun kaldı
Kaf ve hüzün varsıl
Günaydın Şah denildi hep birden
-Bugün nereye sarsıla sarsıla
-Gidilecek yer yok, ben yüzümü kaybettim
